Ertelemek, dipsiz bir kuyu !

Ertelemek, dipsiz bir kuyu !

Ertelemek-ProcrastinateHayatın hangi döneminde, hangi yaşında olursa olsun nerede çalışıyor, ne iş yapıyor olursak olalım hepimizin sıklıkla düştüğü ortak tuzak ; ertelemek. Vaçgeçmemek ve üşenmemek ise zorlukla edinebildiğimiz alışkanlıklardır. Ertelemek (procrastinate ) öyle mi ? Birşey yapmak istediğimizde, birşey yapmamız gerektiğinde direniriz. Başka şeylerle uğraşırız. Hepimizin onaylayacağı bir örnek ; ders çalışmaya oturmadan önce yapılanlar olacaktır. O dersin başına geçmemek için muazzam bir çaba gösteririz. Olmadık işler, ihtiyaçlar üretiriz. Toplum olarak birşeyleri “yumurta kapıya dayanana kadar” ertelemekten vazgeçmeyiz. Bundan önceki cümlenin son iki kelimesi birbiriyle tezat olmasına rağmen anlatımı güzel tamamladı. Neyse.. Ertelemek bir alışkanlıktır. Malesef alışkanlıklardan kurtulmak ve kendimiz için değişmemiz gerektiğini fark etmek ve kabullenmek zordur. Oysa düşününce ertelemenin bizi güçsüz düşürdüğünü, zamanımızdan ve dolayısıyla ömrümüzden çaldığını hepimiz farkedebiliriz.

İnsan olarak aslında gündelik işleri ertelediğimizi zannederken yaşamayı erteliyoruz. Yetmiyor. Hayatımızla ilgili kararları almayı erteliyoruz. O da yetmiyor. Özgürlüğümüzü kullanmayı erteliyoruz. Birçoğumuzda, daha zamanı değil “beklersem kendiliğinden olacak/ bitecek” hissiyatı olduğundan ertelemeye devam ediyor. Bir şeyleri erteledikçe hayat çekilmez, işlerin içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Erteleyerek oluşturduğumuz birikintiler yaşam enerjimizi sömürmeye başlıyor. Nasıl yapacağım, nerden başlayacağım, nasıl yetiştireceğim diye debelenip dururken yine ve yine ertelemeye devam ederek bir anda kendimizi dipsiz bir kuyudaymış gibi hissediyoruz.

Bazen yapılacak olan şeyi sevimsiz bulduğumuzdan bazen nasıl yapılacağını bilmediğimizden bazen sonuçlarından korktuğumuz için bazense zevk almadığımız için erteleyebiliyoruz. Yani kolaya kaçıyoruz. Dan Brown‘un bir sözü aklıma geldi :

Başarmak zordur, kolaya kaçarsan sonuç basitleşir.

Birde istediğimiz şeyleri yapamadığımızdan dem vururuz. Aslında çevremize baktığımızda, insanların yapmak istedikleri şeylerin peşinden nasıl koştuğunu gördüğümüzde bunun bir bahaneden öteye gidemeyeceği görülecektir. Kendimden örnek verecek olursam ; masa tenisi oynamaya vaktim yok diye dert yanıyorum. Ancak aynı gün ya da günlerde dışarda geçirdiğim  boş vakti/vakitleri hesaba bile katmıyorum. Kitap okumaya vaktimiz yok dediğimizde ; işe, eve ya da okula giderken otobüste veya metroda geçirdiğimiz vakti düşünüyor muyuz ? Yazacak çok konu var aklımda, bir sürüde şey düşünüyorum ancak bloga girmeye vaktim yok dediğimizde sosyal ağlarda çerçöple geçirdiğimiz vakti hesap ediyor muyuz ?  Hz. Ali‘nin bu konudaki nasihati :

“Yapman gereken hayırlı ve yararlı işleri yarına bırakma.
Bakarsın yarın olur da, sen olmazsın.”

Zaman, geçirmek için değil kazanmak içindir. Malesef geçen hiçbir dakinanın tekrarı yoktur. “… sonra hallederim” demek, daha uzun bir süreçte hayatı ıskalamamıza neden olabilir. Biz büyük küçük bir çok şeyi erteyebiliriz. Ancak hayat kısa, Allah’ın bahşettiği vakit dolduğunda azrail bize son nefesimizi erteleme fırsatı vermeyecektir.

Ve bir video ile sonlandıralım…

Share this Story
Load More By Karabulut

Facebook Yorumarı

Bir Yorum


  1. cem

    11/13/2013 at 17:13

    kardeşim yazılarını okuyorum son olarak bu yazına denk geldim aman diyim blog yazmayı bırakma sıklıkla güncelle piyasa kar amacı gütmeden blog yazan webmaster,hobici,klasikci,elektronikci,developer kalmadı nerdeyse.Başarılarının devamını dilerim..

    Cevapla

Bir Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bunu da okuyabilirsin

Dijital Pazarlamada Kohort Analizi (Cohort)

Cohort kelimesinin malesef dilimizde sözcük olarak tam karşılığı bulunmuyor. ...