Karabulut’un not defteri

Fil gibi düşünmek

Fil Gibi DüşünmekFil gibi düşünmek gibi bir deyim veya bir niteleme var mı bilmiyorum. Varsa ne anlama geliyor, ne için ne gibi durumlarda kullanılıyor onu da bilmiyorum. Havadan gelme, rüzgardan esme, yerden kalkma toz misali aklıma geldi, bende kendimce üzerine yazıyorum. Çay içerken düşünülesi, düşünülürken yazılası, yazılırken rahatlayası… Şimdi den söyleyeyim bu yazı karşılıklı iki bardak çay içimlik bir yazı olacaktır. Bu sayede ne kendimi ne de sizleri fazla bir beklentiye sokmak istemiyorum.

Ne diyorduk.. Fil gibi düşünmek.. Hemen herşeyi beynin bir bölümünde tutup günün her anı sınırsız bir döngüye atmışcasına kafa yormak, fikir üretmek ya da üretememek diyebilirim. Neden fil gibi düşünmek diye nitelediğimi hemen söylemeliyim. Burda ki benzetme düşünme şeklinin, sürekliliğin ve yoğunluğunun kısaca büyüklüğünün bir filin cüssesine yakıştırılmasıdır. Filin düşünmesi değildir mevzu. Devamını Oku

Ertelemek, dipsiz bir kuyu !

Ertelemek-ProcrastinateHayatın hangi döneminde, hangi yaşında olursa olsun nerede çalışıyor, ne iş yapıyor olursak olalım hepimizin sıklıkla düştüğü ortak tuzak ; ertelemek. Vaçgeçmemek ve üşenmemek ise zorlukla edinebildiğimiz alışkanlıklardır. Ertelemek (procrastinate ) öyle mi ? Birşey yapmak istediğimizde, birşey yapmamız gerektiğinde direniriz. Başka şeylerle uğraşırız. Hepimizin onaylayacağı bir örnek ; ders çalışmaya oturmadan önce yapılanlar olacaktır. O dersin başına geçmemek için muazzam bir çaba gösteririz. Olmadık işler, ihtiyaçlar üretiriz. Toplum olarak birşeyleri “yumurta kapıya dayanana kadar” ertelemekten vazgeçmeyiz. Bundan önceki cümlenin son iki kelimesi birbiriyle tezat olmasına rağmen anlatımı güzel tamamladı. Neyse.. Ertelemek bir alışkanlıktır. Malesef alışkanlıklardan kurtulmak ve kendimiz için değişmemiz gerektiğini fark etmek ve kabullenmek zordur. Oysa düşününce ertelemenin bizi güçsüz düşürdüğünü, zamanımızdan ve dolayısıyla ömrümüzden çaldığını hepimiz farkedebiliriz.

Devamını Oku

Alma mazlumun ahını çıkar aheste bir beste !

MazlumYazının başlığının nerden geldiğini anlatarak başlayalım. Günlerden birgün -hangi gündü hatırlamıyorum- dışarda bir arkadaşımla çay içip muhabbeti sonlandırmış eve doğru yola koyulmuşken bir grup çocuğun arasından geçtim. Çocuklar sokakta oyunlarını oynuyorlardı. Üstelik bizim nesilden kalmada bir oyundu. ( 91 Nesli – Yakan top ) Neyse grupta tam ben geçerken bir curcuna koptu, bir heyecan yaşandı. Anladığım kadarıyla iki arkadaş arasında oyunda bir önceki sahnede anlaşmazlık olmuş. Sanırım arkadaşlardan biride benim oradan geçtiğim sıradaki sahnede intikamını almış oluyor ki şöyle bir cümle kurdu : “Alma mazlumun ahını çıkar aheste bir beste.” Duyar duymaz yüzüm güldü. Bildiğimiz ve aşina olduğumuz o sözü çocuk nerden duyupta böyle espirili ( bir beste kısmı S. Ortaç ‘tan geliyor olabilir )  bir hal ile söyledi bilmiyorum. Çok hoşuma gitti. Ve o sözün böyle yumuşatılmış olarak aktarılabilecek olması da güzel geldi. Devamını Oku

Sigara içmeyen birinden

SigaraMuhabbeti olduğunda birçok arkadaşımı ve tanıdığımı inandıramasamda şimdiye kadar hiç sigara içmedim. Yani izmaritin dudakta hissini, sigarayı çekmenin verdiği duyguyu bilmem. Sigara içmiş olmayı, içiyor olmayı çok düşündüğümü söyleyebilirim. Hatta birçok arkadaşımı ve bazen herhangi bir yerde sigarasını yakmış birini kısaca gözlemlediğim o sıradaki hissiyatını anlamaya çalıştığım olmuştur. Ve bu gözlemleri yaparken birçok şey farkettim sigaranın hayattaki yerine dair.. Mesela son isteğinin bir sigara daha içmek olabileceğini duydum. Ve bir durakta, kantinde, çay bahçesinde, yolda birbirine sigara sunan iki kişinin ya da sigara içmekten sebep ateş paylaşanların arkadaş olduğunu gördüm. Yani birbirine sigara uzatarak arkadaş kazanılabildiğini.. Sigarayı bırakmış bir arkadaşımın “benim içinde ta ciğerlerinize kadar çekin” dediğini duydum içenlere… Ve sigara içilen bir ortamda sigara içiyor olmanın o kişiyi yabancılık hissinden kurtardığına şahit oldum. Devamını Oku

İki bardak çay arası bir hayat..

Çayİki bardak çay arası bir hayat ! Biri açık biri demli söylenmiş, ikisininde payına birer şeker düşmüş iki bardak çay.. Sabah yerinde bir aceleyle işe gitmek için çıktıktan sonra yüz metre kadar yürüyüp, insanların sabah telaşından bir süreliğine kurtulmak adına söylenmiş dumanı üzerinde iki bardak çay.. Yanlarına birer simit eşlik eden, sabahı daha da sabah yapan iki bardak çay.. İşe giden yoldan önce, rıhtıma ve metroya uzanan sokakları geçmeden önce yudum yudum içilip tadına varılmış iki bardak çay.. Günün yormaya başlamadığı en güzel vaktinde, sabahında içilmiş iki bardak çay.. Ve tam içildikten sonra günün ağırlığının üzerine binerek, hasreti tutuşturduğu yüreği kavuran iki bardak çay. Sonrasındaysa akıllara meşhurlardan bir dize getiren iki bardak çay :

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan
Dakika düşelim senelik paydan

Geçen saatlerin, günlerin tüm ağırlığına ve yorgunluğuna kendini feda etmiş, dinlendirme rolünü üstlenmiş iki bardak çay.. Keyif olmuş, muhabbet olmuş, özlem olmuş, sabahlara ve gün batımına arkadaş olmuş iki bardak çay.. Gri kent Ankara ‘dan yol almış, İstanbul silüetine karşı içilmiş, sağ omuzun üzerinden Haydarpaşa’yı gören iki bardak çay..