Fikriyat
Medeniyet detayda saklıdır

Medeniyet detayda saklıdır

Bu başlığı taslak olarak saklayalı iki ayı geçmiş. Öncelikle medeniyet kavramını kısaca bir tanımlayalım. “Medeniyet bir toplumun yaşadığı coğrafya üzerinde ortaya koymuş olduğu değerler, maddi ve manevi varlıkları, düşünce, sanat ve bilim ürünlerinin tamamını ifade eder.”  Şimdi yazı başlığını biraz daha açabilirim. Medeniyetin, gelişmişliğin eğitim ile birlikte olabileceğine inanıyorum. Detay derken kastettiğim ise ince, küçük gibi görünen ancak toplum olarak yapıldığında büyük fayda ve katkı sağlayacak olan, huzur ve mutluluğu getirecek olan davranışlardan bahsediyorum.

Medeniyet detayda saklıdır. Örneğin yediğiniz bir yiyeceğin ambalajını ya da çekirdeğin kabuğunu yere atmamaktır. Detay derken bu ve benzeri davranışları, tepkileri ifade etmek istedim. Millet olarak geçmişimize baktığımızda medeniyetimize dair çok ince ve naif ayrıntılar ile karşılaşabiliriz. Örneğin Osmanlı devletinde sokak hayvanlarının su içebilmesi için yapılmış suluklar, mezarlıklarda ve belli bölgelerde yoksulların faydalanması için yapılan ortası oyuk sütunlara bırakılan paralar, Kanuni gibi padişahın karıncalar bahçesindeki ağacı sardığında hocasına danışarak gösterdiği tavır ve devamında karıncalara zarar vermeyişi gibi çoğaltabiliriz.

“Hile ve dolandırıcılık Türk tüccarı ve esnafınca meçhuldür. Emanete hiyanet Türklerce korkunç bir şeydir. Halk tabakaları çok dürüsttür. Çocuklar da çok dürüsttür. Sokakta bir şey bulan çocuk derhal sahibini aramaya başlar.”
(La martine, 1897)

Bunlar 1800’lü yıllardan alıntılardır. Şimdi gelelim bugüne. Çağlar atladık. Şu an yaşadığımız dönem ise bilgi çağı olarak adlandırılıyor. Yani bilgiye ulaşmak, öğrenmek eskisine göre daha kolay demek oluyor.

Medeniyet konusunda etrafımıza ve kendimize baktığımızda ne görüyoruz ?

Sokaklarında büyüğünden küçüğüne insanların yerlere çöp attığı şehirler görüyoruz. Birbirine saygı duyan değil, ikimizde kazanalım diyen değil ille ben daha çok kazanayım diyen esnaflara, insanlara, çalışanlara, ofis arkadaşlarına denk geliyoruz. Otobüse, metroya ya da herhangi bir toplu taşıma aracına bindiğimizde kendimizi sabırsız, gergin bir topluluğun ortasında buluyoruz. Kavurucu sıcağın o kalabalıkta insanları perişan etmesine aldırış etmeden, klimalarını çalıştırmayan otobüs şoförlerinden Twitter’da her gün hepimiz şikayetçiyiz. Ya da internet ortamında veya reel hayatta tanıdıklarımızın elde ettikleri tebrik etmekte veya eleştirmekte, yorumlamakta geri duruyoruz. Boş veriyoruz.  Peki tüm bu yazdığım genel anlamda hepimizin şikayetçi olduğu hatta aynı yanlışları bazen bizim yaptığımız durumların farkında değil miyiz ? Bilmiyor muyuz ? Tabi ki biliyoruz. Ancak bilmekle yapmak arasında bir fark var. Bilgi ile malumat arasında bir fark var.

Yani daha çok biliyoruz, daha çabuk bilgiye ulaşıyoruz ancak bildiğimizi uygulamaya gelince çuvallıyoruz. Bu durum hem teknik konularda hem de sosyal ve kültürel konular kendini gösteriyor. Uzaktan bakıldığında çok zor beğenen, her şeyin en iyisine kendini layık gören ve her şeyin en iyisini isteyen bir nesiliz. Saygı duyulması gereken, her şeyi en iyi bilen bir nesil gibi duruyoruz. Ancak ;

Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

(Ziya Paşa)

Ziya Paşa böyle güzel bir söz söylemiş. Kendimiz bu kadar “en iyi” görüp ve etrafa öyle görünürken çevremizden de sürekli bize göre davranılması mükemmelliğini bekliyoruz. Biz mükemmeliz, çok anlayışlı, çok düşünceli, çok akıllı…. Ama çevremizdekiler tü kaka! Bizim neslin bence temel problemi budur.

Kendini çok fazla ve her şeyin üzerinde önemseyen bir kuşağız.

Böyle olunca da kısa vadeli arkadaşlıklar, tahammülsüzlükler, anlaşmazlıklar, fedakarlıktan bihaber olmak, aile ile anlaşamamak ve uyum gösterememek… sorunlar uzayıp gidiyor.

Medeniyet konusunu dağıtmak istemiyorum. Ancak bunları anlatmamda ki sebep medeniyetimizin geleceğini göstermek içindir. Yani “sanarak” yetişen bir nesil ile başta bahsettiğimiz bir toplumun düşünce ve fikir yapısına mutluluk ve huzuruna katkı sağlayacak davranış ve bilinç yetişmiyor. Örneğin; üniversite kayıt dönemlerinde fakültelerin tuvaletlerine giren veliler ilk şoklarını yaşıyorlar.  Hal böyle olunca Ziya Paşa yine söylüyor :

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Daha yüzüncü yılına ulaşmamış bir Cumhuriyet‘in bilgiye istediği anda ulaşabilen nesilleriyiz. Daha dikkatli olmamız, 2023 geldiğinde “yüzyıllık bir medeniyetiz” diyebilmemiz için değerler yaratmamız ve bulunduğumuz her yere anlam katmamız gerekiyor.

Teşekkürler 🙂

Share this Story
Load More By Karabulut

Facebook Yorumarı

Bir Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bunu da okuyabilirsin

Dijital Pazarlamada Kohort Analizi (Cohort)

Cohort kelimesinin malesef dilimizde sözcük olarak tam karşılığı bulunmuyor. ...