Karabulut’un not defteri

Köle olmak bizim seçimimiz değil mi ?

Kölelik - İnsanlıkBiraz kafa karıştırmak, biraz düşündürmek ve sorgulamak üzerine bir yazı olacak.

Eğer daha iyi not almak için istemeyerek çalıştığınız derslerden memnunsanız,  çalışmak için çalışıyor olmak size normal geliyorsa, hayatınızın 4/3 ‘ünü ilerde zengin olmak için çalışarak geçirmekten sıkılmıyorsanız, istediğiniz şeylere istediğiniz yerlere değil de yönlendirildiğiniz yerlere sizden istenen şeylere yetişmenin telaşı içinde olmaktan şikayetçi değilseniz, okumak için okuyorsanız, ne okuduğunuzun önemi yoksa milyonlarca insana yapılan zulüm umurunuzda değilse bu yazıyı okumayı burada bırakabilirsiniz. Devamını Oku

2012 Ocak’tan 2013 kucağına

Karabulut2012 ‘den bu tarafa geçmeden önce kısa bir özet… Hazırlık yılı ile birlikte bu yıl üniversitedeki ( SDÜ ) dördüncü yılım oluyor. Geldiğim ilk yıldan bu yana üniversite içinde hemen her yönden aktif ve hareketli oldum. Meslek Lisesi Bilişim Teknolojileri / Ağ İşletmenliğinden üniversiteye geldiğimde ilk olarak hazırlığa başladık. O yıl boyunca bilgisayar ve bilişime çok zaman harcamadım. O ara yeni hevesim ve hala içimde bir parça olan fotoğraf çekmek hobisini edindim ve üniversitede o yıl boyunca Fotoğraf Kulübü Yönetim Kurulu ‘nda yer aldım. Çok güzel, eğlence ve macera dolu bir yıl oldu. Yeri geldi 50 Km ‘lik bisiklet turu düzenleyip geceyi ormanda geçirdik, yeri geldi aldık sırtımıza çantamızı otostop çekip gittik bir yerlere, kimi zamanda sıkıldık deyip vurduk kendimizi yollara. Ve hazırlık yılının ikinci dönemi ingilizce bir yazı ile blog yazmaya başladım. –Blogumun şimdiye kadar olan dökümüne arşiv sayfasından bakabilirsiniz.-

Bölüme geçince herşey bir anda değişti. Birinci sınıfta tekrar bilişim teknolojilerine yöneldim, fotoğraf  kulübünden ayrıldım ve kendimi ağ ve güvenlik bir yandan da blog yazmamın getirdiği bir gereklilik gibi düşünerek seo ve sosyal medya konularına kaptırdım. Kampüs içinde en asosyal olduğum yıl da böylece geçip gitti. Birşeyi kesin anlamıştım ; bölümüm öğretmenlikti (Bilgisayar Sistemleri Öğretmenliği) ancak ülkemin içinde bulunduğu ve benimsediği öğretmen ve öğrenci anlayışı bana göre değildi.

İkinci sınıfa geldiğimde yani 2011 ‘in sonlarında (yazı henüz yeni başlıyor) Yazılım Kulübü   ile tanıştım. Artık kendi alanımda kampüs içinde etkin rol oynamak istiyordum ve başkan yardımcısı olarak göreve başladım. Fotoğraf çekmeyi iyice azaltmıştım ara sıra masa tenisi oynuyordum ve dersleride çok önemsemiyordum, zamanımın çoğu part time işime ve kulüp için çalışmalara gidiyordu. Neyseki emeklerimiz sonuç veriyordu ve üniversitemizde en aktif sekiz kulüpten biri olmayı başarmıştık. Ekip olarak çok çalışkan ve hızlı bir ikinci dönem geçirdik (Ekim 2011 – Mayıs 2012) . Üniversitemizde ilkleri yapıyor ve durmadan koşturuyorduk. Üniversitemizin 20. Yılı’na özel olarak Özgür AKIN ‘ı konuk ettik, Yazılım Zirvesi I ‘i gerçekleştirdik, Oyun Programlama, Ankara Oracle yetkililieri…  Tüm bir dönem böylece bitti. (Ekşi) Devamını Oku

Geceyi sevmek

Geceyi sevmekBlogumun en altında “Telif hakları uykusuz gecelerime aittir.” yazıyor. Sık sık yazılarımı okuyan ya da bloğumu ziyaret edenlerden çoğu olmasa da bir kısmı görmüşlerdir. Evet neredeyse tüm yazılarımı geceleri yazıyorum. Çünkü kendimi en özgür hissettiğim zaman dilimi gece saatleri oluyor. Tüm kuralların anlamını yitirdiği zaman dilimidir gece. Anlamsız kalabalıklardan sıyrılıp kendinle baş başa kaldığın zaman dilimi. Benim için gece beynimin ve gönlümün bir arada ve uyum içinde bir konser sunduğu tek zaman dilimidir. Tüm yazılarım işte bu yalnız senfoninin ürünüdür. Aklıma bir konu geldiğinde ve buraya yazmak istediğimde özellikle gece olmasını beklerim, gündüz benim için anlamını yitirmiş kalabalıkların cümbüşüdür. Geceleri yazıyor olmam bu cümbüşün ortasında aklımı ve gönlümü aynı yola koyamadığımdandır.

Hayal dünyamı karartan gün ışığı çekip gidince geriye sadece hayallerim, anılarım, acılarım ve kalp kırıklıklarım kalır. Oyalanacak bir şeyler bulmak isterim bazen yazı yazamadığımda ama yoktur.  İşte böyle zamanlarda çekilmez olur o gece. Hayallerin kurulup bittiği yerde bir burukluk ve hüzün sarar. Onca zaman severken yalnızlığı o an ağır gelir. Vücudun her zerresini saran o burukluğu ve hüznü atmak, elinden yüzünden silmek ve belli etmemek çok zordur. Yalnızlığın en yoğun hissedildiği vakitteyken bir uğraş bulamamak ve öylece düşünmek, belki birilerini aramak belki yanında birini istemek… Devamını Oku

Karabulut ‘un enterasan alışkanlıkları #mimlendim

Enterasan BloggerBilimhatunu tarafından blogglerların enteresan alışkanlıkları başlığında mimlendim. Konu bloggerlar tarafından baya tutmuş. Fozdemir ‘in başlattığı mimi Spaksu devam ettirmiş ve bana kadar geldi. Yazıları okudum, baktım gerçekten her blog yazarının tuhaf alışkanlıkları ya da prensipleri varmış. Bende blog yazarken veya normal hayatta takıntılı olduğum, prensip edindiğim bazı alışkanlıklarımdan bahsedeceğim.

Bir blog yazarı yazı yazdığında karşıt görüşleri ve fikirleri öğrenmek için çevresindeki diğer blogları mimler yani o konuyla ilgili yazı yazmasını ister. Mimlenmek nedir diye soranlar olacaktır. Tanımı bu şekilde yapmış olalım.

Yazı Resimleri: Bir blog yazımı birkaç saat süre harcayıp, araştırıp uğraşıp yazdıktan ve yayına hazır hale getirdikten sonra maalesef küt diye yayınlayamıyorum. O yazıya resim bulmam ve seçmem de hayli zaman alıyor. Nedendir bilmiyorum yazı resimlerini seçerken çok zorlanıyorum ve çok zaman harcıyorum. Devamını Oku

Sonunda okullarda üniformanın sonu geldi

Üniformalı Eğitim BittiSon günlerde hepimizin tartıştığı farklı yorumlar yaptığı birçok yan etkisi olacak olan bir değişiklik oldu. Okullarda tek tip üniforma devri sona erdi. Şuan ki kılık kıyafet yönetmeliği 12 Eylül darbesinden sonra yürürlüğe girmişti. Bu değişikliğin doğru, yerinde ve geç kalınmış olduğunu düşünüyorum. 21. Yüzyılda hala okullarda kılık-kıyafet konuşuyor olmamız bile düşündürücüdür. Yüzüncü yılımızı düşünürken ve büyük hedefler ileri sürerken kılık-kıyafet, saç-sakal konuşuyor olmak, gündeme almak ve bunlarla meşgul olmak…

Bunun tek açıklaması birilerinin bu konular üzerinden sorun yaratarak faydalanıyor olmasıdır. En güzel bahane ise: Türkiye‘nin şartlarının bu bağımsızlığı kaldıramayacağının söyleniyor olmasıdır. Öğrenciler psikolojik olarak kötü etkilenecekmiş. Kimi aileler alabilirken kimileri alamayacak, kimisi giyecek kimisi giyemeyecekmiş. Aileler bu masrafın üstesinden gelemez vs. diyerek bu serbestliğe karşı geliniyor. Bunu söyleyenler ve savunanlar bir öğretmenin her gün öğrencinin karşısına takım elbiseyle çıkma zorluğunu da hesaba katıyorlar mıdır? Alan var alamayan var canım.

Velilerin kesesi düşünülüyormuş gibi öğrencileri tek tip üniformaya mahkûm bırakanlar, çocukların arasındaki sınıf farkının doğduklarından beri olduğunu görmüyorlar mı? Bu sınıf farkı bir önlükle mi örtülecek? Yasak koyduğun zaman çocuk dudağının altında ki sakala bant çekiyor, saçını uzatabilmek için doktordan rapor alıyor. Devamını Oku